top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Doppler: Modern dünyadan kaçışın mizahi anatomisi

Yazarın fotoğrafı: LiteraLitera

Neslihan Bağlaç, Erlend Loe'nun romanı, Doppler üzerine yazdı: "Ait olmadığı kalıplara sokulmaya zorlandığını hisseden, gereksiz sosyalleşmeden uzak durmak isteyen, sistemin dayatmalarından yorulmuş herkesin kendinden birden çok parça bulacağı bir kitap yazmış Norveçli yazar Erlend Loe."



Her geçen gün, hızla gelişen ve değişen dünyanın rüzgarına kapılıyor insanlık. Farkında olmadan da bu büyülü dünyaya uyum sağlıyor. Gelişen teknolojiyle birlikte insanların ihtiyaçları artıyor, konfor alanları genişliyor. İhtiyaçlarını karşılamak zorunda olan insan, daha fazla çalışıyor. Başarı, statü, alışveriş, sosyalleşme peşine düşen herkes kendinden uzaklaşıyor. Doğal ihtiyaçlarla yetinmeyip, ona dayatılan yapay ihtiyaçların peşinden giden insan kendini sorgulamayı unutuyor. Ürettikçe tüketiyor, tükettikçe üretiyoruz. Kendimizle yalnız kalmamak ve hayatı sorgulamaktan kaçmak için yapay ihtiyaçların peşine takılıyoruz. İşte Doppler de bu dünyanın içinde hayatını sürdürüp gidiyor... ta ki bir bisiklet kazası yaşayana kadar!


“Kafama taktığım en son şey insanların ne düşündüğü.” (s.25)

Kitabın ana karakteri Andreas Doppler; iyi eğitim görmüş, hayatının her alanında başarılı olmuş, evli ve iki çocuklu bir aile babası. Babasının ölümünden sonra bisikletiyle ormanda gezintiye çıktığı bir gün kaza geçirir. Bisikletinden fırlayıp başını çarpan Doppler, aniden bir aydınlanma yaşar. Doğanın davetkar ve yumuşak kucağına bu zorunlu uzanışında, zihnini meşgul eden düşüncelerin ve uğultuya dönüşen seslerin bir anda yok olduğunu fark eder. Karısıyla birlikte giriştikleri banyo tadilatı için fayans ve klozet tercihleri, oğlunun çizgi film müzikleri, savaş haberleri... hepsinin yerini uzun zamandır hissetmediği bir huzur alır. Ve bu yaşadığı kazadan sonra ani bir kararla her şeyi arkasında bırakıp ormanda yaşamaya başlar. Ormanda karnını doyuracak bir şeyler arayan Doppler, bir anne geyiği öldürmek zorunda kalır. Annesinin ölümüne şahit olan yavru geyiği fark eden Doppler ile yavru geyik arasında zamanla duygusal bağ kurulur ve o andan sonra adını Bongo koyduğu yavru geyikle sıkı dost olurlar. Avcı-toplayıcı gibi yaşamaya çalışan Doppler, sadece yağsız süte ciddi ihtiyaç duyar. Bunu da takas sistemini devreye sokarak halleder. 


“Gecenin büyük bir kısmında onu yastık niyetine kullandım, sabah uyandığımda da öylece yatmaya devam ettik; insanlarla pek yaşamadığım türden bir samimiyet ve yakınlıkla birbirimizin gözlerinin içine baktık. Böyle bir şeyi karımla bile yaşadığımı pek sanmıyorum. İlişkimizin başlarında bile. Muhteşemdi diyebilirim.” (s.12)

Kitapta sadece bir adamın doğaya kaçışını okumuyoruz. Ebeveyn ve çocuk ilişkisi, eşler arasındaki ilişki, sosyal ilişkiler, yalnızlık, anlaşılma isteği, ideolojiler ve hayatımızın merkezine oturmuş tüketim çılgınlığı gibi konular ele alınıyor. Örneğin yazar, dört buçuk kilo ağırlığındaki Toblerone’u çalmaya yeltenen Doppler’in yakalanmasıyla insan doğasının aç gözlülüğüne dikkat çekerken, Düsseldorf’un, Doppler’in ağzına koyduğu bir parça çikolatayla mutlu olmasında ise insan vücudunun ihtiyacından fazla yiyeceğe gerek duymadığına vurgu yapıyor. Ailesinin sorumluluğunu karısına bırakarak çocuklarından ayrı bir hayatı seçen karakterin bu yaşam seçimi bencilce gelebilir okurlara. Yazar burada da devreye girerek Doppler ve babasının arasındaki ilişki kopukluğundan faydalanıyor. Doppler ile babasının arasındaki mesafeli ilişkiliyi anlatırken, aslında ebeveynlerimizin yanımızda oluşunun, bizi yalnız bırakmadıkları anlamına gelmeyeceğine dikkat çekiyor. Aynı zamanda doğadaki hayvanların genelinde var olan, erkeğin dişisiyle çiftleştikten sonra ortadan kaybolup sorumluluğu dişiye bırakmasına vurgu yapıyor.


“Seri üretim benim gibilerle dalga geçiyor. Bizi çiğ çiğ yiyor.” (s.68)


Ait olmadığı kalıplara sokulmaya zorlandığını hisseden, gereksiz sosyalleşmeden uzak durmak isteyen, sistemin dayatmalarından yorulmuş herkesin kendinden birden çok parça bulacağı bir kitap yazmış Norveçli yazar Erlend Loe. 


“Ben orman olmak üzereyim, ormanın ta kendisiyim, diye düşünüyorum...” (s.110)


Kapitalist düzenin çarkları arasında sıkışıp robotlaşan insanlığa mercek tutan Doppler, keskin bakış açısı ve mizahi anlatımıyla insan doğasının ultrason fotoğrafını ortaya koyuyor. 

Keyifli okumalar.



DOPPLER

Erlend Loe

Yapıkredi Yayınları, 2019

Çeviri: Dilek Başak

Tür: Roman

124 s.


Comments


bottom of page