top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Öykü: Gösteri

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 18 saat önce
  • 4 dakikada okunur

"Gösteri çok coşkulu kutlanmalıymış. Çünkü öyle olmazsa bayram olmazmış. Çünkü öyle olmazsa müdür beğenmezmiş. Müdür beğenmezse öğretmene düşük not verirmiş. Onlara da karne veriyorlar galiba."


Filiz Erbaş


Öğretmen prova için hepimizi sıraya dizdi. Müzik başladı. Bir sağa, bir sola. Geriye doğru açılırken Can karıştırdı. O kadar da tekrar ettik. Öğretmen sinirlendi. “Oğlum kaç kez göstereceğim sana. Çık, duvarın dibinde arkadaşlarını izle.” Can önlüğünün önünü parmaklarıyla kıvırıp durdu. “Hadisene oğlum!” Başını öne eğip duvara doğru yürüdü. Benim eşim değişti. Şimdilik. Can iyi öğrenemezse ikimizi de arkaya geçirir öğretmen. Bu kadar kişinin içinde düşe düşe bana o düştü. Duvarın önünden geçen çocuklar ona hep güldü. Kendilerine baksınlar önce. Bir sağa. Bir sola. Dönerken bayrakları… Sonra geriye açıl... Can önünden geçip gülenlere dil çıkardı. Oh olsun. Onlara ne? O sırada müdür dışarı çıktı. Bahçede prova yapanları izledi. Öğretmen hareketlendi. “Bayraklar bayraklar!” dedi. “Daha coşkulu sallayın daha!” “Çocuğum sırayı bozma!” “Tek sıra, tek sıra!” Bayrağı iyice yukarıya kaldırdım. Salla, salla, salla. Müdürün kaşları çatık. Bahçeyi uzun uzun izledikten sonra içeri girdi. Öğretmen “Tamam,” dedi. “Biraz dinlenebilirsiniz.” Alnında biriken teri sildi. Kollarım ağrıdı bayrak sallamaktan. Can hâlâ duvarın önünde. Kafası yanacak sıcaktan. Ona da yazık ama inşallah benim eşimi değiştirir öğretmen.


Kutlamaya son iki gün. Sabah sınıfa girerken öğretmen anneme “Kızınız çok yetenekli Ayla Hanım,” dedi. Annemin bana bakarken gözleri parladı. Gösteriyi çok merak ediyorum ama. Pembe elbisem günler öncesinden alındı. Hem fırfırlı hem de pileli. En sevdiğim. Ya beceremezsem? Kötü oynayanlar ya arkaya ya duvar dibine. Ben geçmem, bana ne. 

Okuma yazma dersinden sonra bahçede prova yaptık. Geniş bir çember yap. Erkekler ortaya. Can benim karşımda. Yine çok hata yaptı. Öğretmen hızlıca yanına gelip iki kolundan tuttu. “Burada duracaksın burada!” dedi. Can biraz ürkek. Annem de sabahları üstümü giydirirken böyle yapıyor. “Bir yerinde dur. Uzat artık kolunu. Hızlı ol!” Hareketleri şaşırdım. Öğretmen fark etmedi ama. Can gülerek göz kırptı. Sinir oluyorum bu çocuğa. Hareketleri yaparken televizyonda izlediği dansçı gibi yapmak istiyormuş da. Öğretmen izin vermiyormuş da. Bu hareketler çok saçmaymış da. Çokbilmiş. Bu kafayla daha çok gider duvar dibine. Güneşten yanaklarım pembe pembe oldu. Bu renk elbiseme de uyacak. 

Akşam evde başım ağrıdı. Hasta olmamalıyım. O yüzden annem önüme yemek için ne koysa yedim. Yemeliyim. Tabağımda biraz ıspanak kaldı ama. Ispanak midemi bulandırıyor. Annem “Tabağını bitir kızım,” dedi. Bunu iki kez söyledikten sonra yemezsem ağzıma tıkıyor. Kalanı gizlice peçeteye döküp çöpe attım. Annem fark etmedi. Bir etseydi… Ispanağı yedirmekle kalmaz bir de erken uyuma cezası verirdi. Meyve yemekle tüm yıldızları topladım. Beş çilek bir muz üç erik yedim. Meyve güçlendirir. Babam yemekten sonra “Kutlamada ne yapacaksınız, bir göster bakalım,” dedi. “Olmaz.” Çünkü onlara sürpriz olmalı. Öğretmenim “O güne kadar kimseye göstermeyin,” dedi. Bir tek Poni’ye gösterdim.

Son bir gün. Gösteri çok coşkulu kutlanmalıymış. Çünkü öyle olmazsa bayram olmazmış. Çünkü öyle olmazsa müdür beğenmezmiş. Müdür beğenmezse öğretmene düşük not verirmiş. Onlara da karne veriyorlar galiba. Annem beni okula bırakırken Melis’in annesiyle karşılaştı. 

“Bizimki çok heyecanlı,” dedi annem.

“Sormayın bizimki de öyle.”

“Hadi anne geç kalıyorum.” Provaya girmeden Can’a birkaç hareket göstermeliyim.

“Sizinkinin sırası önde mi arkada mı?” 

“Birkaç sıra arkada.” 

Herkes geçti gitti. Bir biz kaldık kapıda. 

“Gösteride görmeniz zor olur o zaman. Bizimki en ön sıra. Öğretmen çok güzel oynuyor diye öne almış.” 

Niye konuşurken gözlerini kısıyor?

“Anne! Hadi geç kaldım.” 

Melis’in annesi bana bakıp uzun uzun süzüyor. “Bakalım, belki öğretmeninden rica ederim bizimkini de öne alsın.” 

“Oluyor mu ki öyle?”

“Dün Serra Hanım’ı gördüm. Çocuk gösteride dans etmek istemiyormuş. Biraz heveslensin diye öğretmenden rica etmiş.” 

Kimden bahsediyor acaba? Gömleğinin kolunu çekiştiriyorum, annem yerinden kıpırdamıyor. Avucunun içindeki elimi sıkınca canım acıyor.

“Eee almış mı?”

“Bilmiyorum valla, sonra soramadım.” 

“Öyle olur mu canım ama. O zaman iyi oynayanlar ne olacak? Onların da bir farkı olsun.” 

“Dur kızım, girmeden şu saçlarını bir toplayalım.” 

Ne varmış saçlarımda. “İstemiyorum.”

“Neyse yarın izleriz bakalım.” 

“Kızım dur çekiştirme. Bizimki durmuyor, size iyi günler.”

“Daha beş dakika var, ne bu acele. Dur bakalım. Ver şu tokanı.”

“İstemiyorum, düzgün saçlarım.”

“Kıpırdama, canın acırsa karışmam sonra!” Hep yapıyor bunu.

“Çok güzel oyna. Öğretmeninden tam not al. Aferin sana. Hadi. Hadi.” 

Bahçeye koştum. Oh sonunda yetiştim. Can beni görünce gülümsedi. Ne var gülecek? Yine hareketleri yapmazsa çok kızacağım. Sanki yüz kere döndüm etrafımda. Babam beni okuldan alınca arabada uyumuşum. Yemeği zar zor yedim. Yatağa sürünerek gittim. Yanıma Poni’yi bile almamışım. Oysa onsuz hiç uyuyamam.

Annemle sabah kuaföre gittik. Saçlarım yapıldı. Ama ben böyle istemedim. Yanlardan biraz örük yapılsın istedim. Annem “Böyle daha prenses oldun,” dedi. Elbisem çok güzel oldu. Pileleri tam istediğim gibi. Koşturarak çıktık kuaförden. Dün güneşte çok tekrar yaptığımızdan mıdır nedir başım ağrıyor sürekli. Hele de şu saçlarıma geçirdikleri tel tokalardan saçlarım hep yolundu. Geçen gün Can, “Hiç eğlenceli değil bu,” demişti. Haklı belki de. “Anne batıyor başıma,” dedim. “Biraz dayan kızım,” dedi. “Offf canım çok acıyor ama.” Annemden gizli gözyaşlarımı sildim. Evet, hiç de eğlenceli değil. Prova odasına bıraktı beni. Herkes saçlarını yapmış. Can’ın saçları dağınık. Erkekler papyon takmış. Can’ın papyonu da yok. İnşallah hareketleri güzel yapar. Yanaklarım cayır cayır yanıyor. Saçlarım bozulmamalı. Gösteride dağınık görürse kızar annem. Babam da gelecekti. Sahnenin önündeki perdeden gizlice bakıyorum. Çok kalabalık. Annemle babamı görüyorum sonunda. Tam karşımda beni bekliyorlar. Çok güzel oynamalıyım. Öğretmen ellerini çırptı. Hepimizi susturdu. Perdenin arkasına sıra olduk. Önce marş okuyacakmışız. Marşı yüksek sesle okumayanlara okulda büyük ceza varmış. 

Sonunda perde açılıyor. Eteğim düzgün. Saçlarım düzgün. Sarı bir ışık gözlerime çarpıyor. Ellerimle yüzümü kapıyorum. Kapamamalıyım ama. İndiriyorum ellerimi. Herkes hep bir ağızdan çalınan marşa eşlik ediyor. Herkes ağzını kocaman kocaman açıyor. Yanaklarımdaki ateş büyüyor, ışık gözlerimi yakıyor. Marştan sonra büyük bir sessizlik oluyor. Öğretmenimiz sahnenin önüne geçiyor. Seyircilerin arasından annemle babam bana bakıyor. Annem elinde telefonla video çekmek için bekliyor. Ya beğenmezlerse. Müzik başlıyor. Herkes hareket etmeye başlıyor. İlk nereye gideceğimi şaşırıyorum. Herkes geriye doğru açılırken ben içeriye adım atıyorum. Can bana şaşkın şaşkın bakıyor. Sonra her şey herkes birbirine karışıyor. Ben donuyorum. Işık dönüyor. Seyircilerin içinden annem hareketleniyor. “Hadi hadi,” diye işaret yapıyor. Ben duruyorum. Öğretmenim kaşlarını çatıyor. Babamın yüzünden bir bulut geçiyor. Kafamda büyük bir uğultu dolanıyor. Saçlarımdaki tel tokalar iyice batıyor. Annem elindeki telefonu indiriyor. Sonra Can “Bana bak,” diye bağırıyor. Herkesin içinden geçerek değişik hareketler yapıyor. Gülüyor. O bahsettiği dansçı gibi oynuyor. Hem ağlıyorum hem gülüyorum. Diğer çocuklar dansı karıştırıyor. Öğretmen Can’ı yiyecekmiş gibi bakıyor. Can gelip ellerimden tutuyor. “Hadi birlikte yapalım,” diyor. Işıktan gözlerimi kapıyorum. Kimse görmesin beni istiyorum. Kimse görmesin beni.

Yorumlar


bottom of page