Sabahattin Ali'den farklı mekânlar ortak izlekler
- Litera
- 1 Nis 2022
- 4 dakikada okunur
Burcu Karakoç, Sabahattin Ali edebiyatını Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan odağında inceliyor. "Yazarın romanlarında yer alan temel izleklerden biri içe dönük ve iletişim güçlüğü çeken ana karakterlerin etraflarıyla uyumsuzluğudur."
Burcu Karakoç
Türk edebiyatı tarihinde toplumcu gerçekçi bir yazar olarak yer alan Sabahattin Ali; hem romanlarında hem öykülerinde taşra ve şehir insanının yaşamını anlatırken, gerçekliği eğip bükmeden, kimi zaman romantizmin sınırlarına girerek güçlü bir üslupla karşımıza çıkıyor. Onun insanın iç dünyasını, karanlık ve kör noktalarını tarif etmedeki yetkinliği, yapaylığı reddedip kişiyi çevreleyen sosyal ve ailevi atmosferi oluşturmadaki yalınlığı ve etkileyiciliği yazarlığının başat unsularını oluşturuyor. Taşra öykülerinin yanı sıra üç romanı da bulunan yazarın romanlarında yer alan temel izleklerden biri ise içe dönük ve iletişim güçlüğü çeken ana karakterlerin etraflarıyla uyumsuzluğudur. İçlerinde yarattıkları dünyada çelişkiler, karmaşıklık ve kargaşalar yaşayan bu kişiler; dış dünyalarını değiştirecek, dingin bir zihin yaratacak iradeyi oluşturamıyorlar.
İlk kez 1937 yılında yayımlanan Kuyucaklı Yusuf; şehirden uzak bir bölgede yaşayıp kendine özgülüğüyle dikkat çeken Yusuf’un anlatısıdır. 1940’ta yayımlanan İçimizdeki Şeytan ise şehri mekân olarak seçmiş bir aydının öyküsüdür. Farklı pek çok özelliğe sahip olmalarına rağmen Sabahattin Ali’nin sözü edilen bu iki romanında da ekonomi vurgusu, kişinin ne olduğu ve ne olmak istediğiyle ilgili felsefi süreçleri, özgürlük, birey olma sıkıntısı, adalet, bağ kurma ihtiyacı ve kuramama çözümsüzlüğü gibi durumlar önemli bir yer tutuyor. Bunların yanı sıra bir kırsal hikâyesi olan Kuyucaklı Yusuf’ta; ana karakterin duygusal özellikleri ve bireysel mücadelesi merkeze alınarak dönemin taşrasının iç dinamikleri, günlük yaşam koşullarıyla ilişkileri belirleyen temel ölçütler, makam ve itibar ilgisi, gücü elinde bulunduranların para, yönetim ve adaletle bağı romanı tamamlayan unsurlar oluyor.

Hikâyenin geçtiği coğrafyanın o yıllardaki fiziki özelliklerini de gördüğümüz bu romanda, ana karakterin hep bir arayış içinde olduğuna tanık oluyoruz. Taşrada geçen bu eserde, özellikle ana karakterin doğa ile kurduğu ilişki de hikâyenin ana omurgalarından birini teşkil ediyor. İçimizdeki Şeytan’da ise insanın özünde yer alan zifiri yönlerin ana karakterin sorgulamaları üzerinden açığa çıkarılması söz konusudur. İradesizlik, tembellik, cesaretsizlik, davranış ve duyguların sorumluluğunun üstlenilememesi gibi kavramlarla karşılaşmanın yanında dönemin entelijansiyası da sıklıkla eleştiriliyor. Bir şehirli öyküsü olan İçimizdeki Şeytan’da zihnimizde müdahale edemediğimiz bir alan, istenilmeyen duygu ve düşüncelerin kaynağı ve sorumlusu olarak gösteriliyor.
Marazlı kahramanlar
Sabahattin Ali’nin hem İçimizdeki Şeytan hem de Kuyucaklı Yusuf adlı romanlarında ana karakter olarak seçtiği kişiler duygu, düşünce ve davranış yönünden belli noktalarda benzerlik gösteriyor. İçimizdeki Şeytan’da Ömer tıpkı Kuyucaklı Yusuf’taki Yusuf gibi kendiyle ve yaşamla derdi olan, insanla hayatla kendiyle kurduğu ilişkilerde ruhsal bütünlüğü yakalayamayıp marazları bulunan bir kişidir. Söz konusu karakterler; kadınlar vasıtasıyla hep tamamlanma arzusu içinde, kendi yaşam alanına ait olamama ve bulunduğu ortamı yadırgayıp yabancılaşma duygusu yaşayan, ait olamamanın getirdiği yalnızlık hissinin yarattığı gerginlik ve gerilimlerle baş etme gayreti içindedir. Özellikle Yusuf belki olumsuz çocukluk deneyimlerinin etkisiyle belli bir mekâna, zamana ve insana aidiyet geliştiremiyor. Nazilli’den geldiği Edremit’i hep yadırgıyor. Ne kasabayı ne de insanlarını içselleştiremiyor, onlarla bağ kuramıyor. Muazzez ile aralarındaki içten ve sahici ilişki bile onda duygusal bütünlük oluşturup ruhsal dünyasının dip köşelerindeki eksiklikleri sonlandıramıyor. Ömer de sosyal çevresine bütünüyle uyum sağlayan bir karakter olarak karşımıza çıkmıyor. Korkunun gölgelediği bulanık bir zihinle yaşarken arkadaşlarıyla girdiği fikri tartışmalarda onlardan uzak bir evrene ait olduğunu belli ediyor. Bambaşka bir yaşam isteği taşıyan Ömer ve Yusuf; bu yaşamın bir yönüyle âşık olunan kadın eliyle değişebileceğini düşünürken yaşamlarına giren kadınların bu değişimleri beklenilen ölçüde gerçekleştiremediklerini görüyoruz. Hem Yusuf hem Ömer eşlerinin varlığıyla var oluşa anlam eklemeye çalışsalar da yaşamlarının odak noktasındaki kadınlar, bunda muktedir olamıyor. Huzursuzluk içindeki bu karakterler, direnç gösterdikleri yaşamın karşısına tam olarak nasıl bir hayat koymak istedikleri noktasında da kafa karışıklığı içindedir. Neyi istemediklerini bilmekle birlikte kurtuluşu kendi dışında arayan, kimi zaman iç görüden uzaklaşıp belirsiz bir yaşamın özleminde çaresizliği yaşıyorlar. Onların düşledikleri yaşamla ilgili detayları özellikle Kuyucaklı Yusuf’ta göremiyoruz.

Alternatif bir yaşam planı tümüyle sunulmuyor. Öte yandan Yusuf ve Ömer varlıklı kişiler olmayıp ekonomik endişeler içinde tercih ettikleri değil, onlara sunulan işleri yapmak mecburiyetindedirler. Yusuf’un ve Ömer’in parayla ilişkileri farklı olmakla birlikte evliliğin getirdiği zorunluluklarla ekonomik durum, kitaptaki ilişkilerin belirleyici temel ögelerinden biri oluyor. Ekonomik zor koşullar ve yaşanan anksiyeteler iki karakterin de evliliğini temelden etkiliyor. Bahsi geçen romanlarda ana karakterlerin evlilik ilişkisi koşulsuz bir sevgi üzerine inşaa edilmesine karşın maddiyatın yarattığı bezginlikler sevginin sahiciliğini etkilememekle birlikte ilişkileri güçlü bir şekilde sarsıyor. İçimizdeki Şeytan’da Ömer, parasızlığın ve para bulma arayışının yarattığı bedensel ve ruhsal yorgunluğun yanı sıra Macide’yi hak ettiğinin çok uzağında bir yaşama sürüklemenin yıkıcılığıyla ondan ayrılmayı seçiyor. Yusuf ise kaçıp kurtulma fikriyle gece gündüz yaşarken karın tokluğuna çalıştığı işe muhtaçtır. Parasızlığın yarattığı güçsüzlükle çaresizliği yaşıyor ve bir süre sonra Muazzez ile kaçmayı tercih ediyor.
Yazarın meseleleri ele alırken ki içtenliği ve açıklığı, insana çok boyutlu yaklaşımı, yalın üslubu, yer verdiği duygu ve durumları çok derinden hissettirmesi yazarda beni etkileyen önemli özelliklerdir. Özellikle son dönemde telif haklarının mevcut durumu nedeniyle de yayınevleri tarafından pek çok kitabının basılıp çok satanlar listesine girdiğini görüyoruz. Öte yandan sosyal medyada bilhassa Kürk Mantolu Madonna romanının yoğun paylaşımı, yazarı ve eserlerini popüler kültürün bir figürü haline dönüştürüyor. Kültür endüstrisinin yalnızca bir girdisi konumuna getirilen bu eserler; derinliğin perdelendiği, özünün anlaşılmasından öte sosyal medyada prestij ve entelektüellik devşirme çabalarının da ne yazık ki kimi zaman bir aracı oluyor. Tüm bunların ötesinde Sabahattin Ali eserleri, hem dünya hem de Türk edebiyatı açısından insanı anlama noktasında büyük değere sahiptir ve haberdar olunması gereken metinlerdir.
Comentarios