Yaratıcılık Ritüelleri 47 / Mehmet Zaman Saçlıoğlu: “Yazmak bir seçme işidir. Seçme süzgeciniz ne kadar inceyse yazmanız o kadar güçleşir.”
- Semrin Şahin
- 16 saat önce
- 3 dakikada okunur
“Kimi sabah, kimi öğleden sonra, kimi gece karanlığında yazar. Biyolojik saatimize, zihnimizin berraklaştığı anlara bağlıdır yaratı.” Semrin Şahin Yaratıcılık Ritüelleri söyleşilerinde bu hafta Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nu ağırlıyor.

Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an” a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?
Yanıma bir kupa çay ya da kahve almanın dışında bir alışkanlığım yok yazmaya otururken. Buna da pek ritüel denmez sanırım. Eskiden dolma kalemle yazar, daktilo ile temize çekerdim, bilgisayar çıktıktan sonra bir süre kalemle yazmayı sürdürdüm ama şimdi temize çekme külfetinden kurtulmak için f klavyeye çevirdiğim bilgisayarımda doğrudan yazıyorum.
Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?
Güzel bir teknikmiş. Belki de şapka beynini ısıtıyordur. 😊 Benim eskiden pul koleksiyonum vardı ama böyle bir işe yaratamadım. 😊 Yaratma tıkanması yaşamayan kimse yoktur eminim. Bir tek diyare olmuş yazarlar bu sıkıntıyı çekmez, 😊 onları da okumaya gerek yok. Yazmak bir seçme işidir. Seçme süzgeciniz ne kadar inceyse yazmanız o kadar güçleşir. Bu süzgeç iyi yazarları okumakla edinilir, kendi yazdıklarını başka bir gözle görebilme becerisiyle incelir. Tıkanmayan yazar biraz narsisttir sanırım. Her yazdığının iyi olduğunu sanınca durmadan yazar.
Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?
Birlikte olunan kişilerin, yaşam biçiminin, çalışma koşullarının, sanatçının ve bilimcinin yaratıcı çalışmasını kolaylaştırmak ya da güçleştirmek üzerine etkisi olur. Ama bu sorun da büyük ölçüde kişisel farklılıklar gösterir. Kimi yaratıcı, öyle bencilce üretmeyi seçer ki kendi sanatı, bilimi dışında her şeyi silip atar. Kimi ise her koşul iyileştikten sonra biraz rahat edeceğini ve o zaman daha yaratıcı olacağını düşünür. Bazen hiçbir sorun yokken yazamayız, bazen sorunlara boğulmuşken yazarak kurtulmaya çalışırız. Bende de bu değişkendir. Tabii ki çalışmamı destekleyen çok kişi oldu. Hepsine minnet duyuyorum. Marifet iltifata tabidir derler. Ben çokça iltifat alma şansına eriştim.
Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?
Aynı kalan duygular var, değişen duygular var. Önceden aklımı zıplatarak yazardım, artık aklımı sadece yürüyerek ilerletiyorum. 😊 Bu söylediğim anlaşılmıştır umarım. Her yaşın farklı bir yeteneği vardır. Gençlik zekanın özgürce kendine koşma alanı bulduğu ve yazdığımızdan emin olma saflığını taşıdığımız bir süreçtir, zaman geçtikçe bu kolay yapılamaz, daha derinlik, sükûnet aranır, yazdıklarımıza kuşkuyla yaklaşırız.
Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?
Bu da sürekli değişen bir durum benim için. Kimi sabah, kimi öğleden sonra, kimi gece karanlığında yazar. Biyolojik saatimize, zihnimizin berraklaştığı anlara bağlıdır yaratı. Yazma saatiyle ilgili bir alışkanlığım, bir rutinim yok. Yazarken yazım kılavuzu, Türkçe sözlükler her zaman yanımdadır. Uzun bir çalışma yapacaksam, çalışma masamın arkasındaki kitaplığa, konuyla ilgili kitapları taşırım. Örneğin Kader Yıldızı Adlı roman üçlememin birincisi 7 yıl önce çıkmıştı, şu sıralar ikinci ciltle uğraşıyorum, bu konu dünya mitolojileri ve popüler bilim kitaplarını gerektiriyor. Arkamdaki kitaplıkta bu kitaplar bulunuyor. Başka bir romana geçersem, bu kitaplar evin büyük kitaplığındaki yerlerine dönecekler ve yeni bir seçki yapacağım.
Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo , öykü, şiir, beste vs…) var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?
Bu konuda kitapları, yapıtları değil de yaratıcılarını kıskanırım. Onların zekalarını, sezgilerini, akıllarını kıskanırım. Keşke böyle bir aklım, böyle bir belleğim olsaydı dediğim çok kişi var. Bunların da hepsi dahi galiba. Dehayı gerçekten kıskanırım. Adlarını yazsam çok uzar liste.
Comments